Yazarımızın Özgeçmişi

 

Yazının Word Belgesi Hali


 

Mustafa Kemal Atatürk ve Aleksandır Stamboliyski: Kader Birliğinden Siyasi İşbirliğine (Milli Mücadele Dönemi’nde Türkiye- Bulgaristan İlişkileri)

 

Giriş
Türk Kurtuluş Mücadelesinin başladığı yıllar, aynı zamanda yeni Türkiye Cumhuriyeti kimliğinin ve dış politika temellerinin de şekillenmeye başladığı yıllardır. Bu temeller, Milli Mücadele’nin sürdüğü bir dönemde ve henüz ortada bir Türk ulusu yokken ortaya konmuştur. Yeni kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikadaki yönü ve kimliği emperyalist devletlerle savaş sırasında, hatta daha öncesinde Mustafa Kemal tarafından belirlenmiştir. Misak-ı milli ilkeleri ve “yurtta sulh cihanda sulh” prensibi üzerine kurulan Türk dış politikasının Balkanlar ve Bulgaristan ile ilgili tutumu da bu ilkeler çerçevesinde anlam kazanmaktadır.
Birinci Dünya savaşının getirdiği yıkım ve emperyalist tehdit ile karşı karşıya bulunan Türkiye ve Bulgaristan arasında iyi komşuluk ilişkilerinin kurulması yönünde ilk girişimleri gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk ve Aleksandır Stamboliyski olmulştur. İki ülke liderlerinin ortak düşman ve ortak çıkarlar dışında, dış dünyaya karşı aynı barışçı tutumu paylaşmaları sayesinde ilişkiler olumlu bir gelişme göstermiştir. Atatürk, kendisinden önceki Osmanlı iktidarının fetihçi ve maceracı politik tutumunu terk ederek gerçekçi bir tutum benimsemiştir. Aynı şekilde Stamboliyski de, Kral Ferdinand’ın Bulgar halkını sürüklediği savaş felaketinden sonra bölgede iyi ilişkiler geliştirme çabası içine girmiştir. Ne var ki Bulgar burjuvazisi, emperyalist devletlerin karşısında değil yanında olup, Stamboliyski’ye ve onun barışçı politikasına hayat imkânı tanımamıştır. Dolayısıyla, Atatürk’ün kazandığı mücadeleden esinlenen Bulgar Çiftçi Hükümeti’nin Tıpkı Sevr antlaşması gibi Neuilly Antlaşmasının da değişebileceği umudu hüsranla sonuçlanmıştır. Ancak, henüz kurulmak üzere olan Türkiye Cumhuriyeti ve 1908 yılında bağımsız bir varlık kazanan Bulgaristan arasındaki bu yakınlaşma dönemi, her iki ülkenin tarihinde bugün için çok önemli bir örnek oluşturmaktadır. Ayrıca, yakın döneme kadar sürekli körüklenerek yayılan “Osmanlı fobisi”nin iki ülke ilişkilerini daha çok sorun odaklı bir çerçevede tuttuğu düşünüldüğünde bu örneğin değeri daha da iyi anlaşılmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı Sonrasında Bulgaristan ve Türkiye

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Bulgaristan, 29. 9. 1918’de Selanik Antlaşması ve 27.11. 1918 Neuilly Antlaşması ile milli bir felaketin içinde bulunmaktadır. Siyasi ve ekonomik bağımsızlığını kaybeden ülke, en önemli egemenlik haklarından da ödün vermek zorunda bırakılmaktadır. Üstelik her taraftan düşman ülkelerle çevrilmiş, içte de savaşa karşı ayaklanan halk ve askerler nedeniyle ihtilal kargaşası sürerken, Bulgar burjuva partileri bu işgalci antlaşmaları desteklemektedir. (Stefan Velikov, Kemalist İhtilal ve Bulgaristan, Çev. Naime Yımaer, Kitaş Yayınları, İstanbul, 1969, ss. 85-88)
Neuilly Antlaşmasının 48. maddesine göre, Batı Trakya’nın dağlık kuzey kısmını teşkil eden Nevrokop, Ropçoz, Paşmaklı, Eğridere, Darıdere, Kırcaali, Koşukavak, Ortaköy ve Mustafapaşa( Svilengrad) Bulgaristan’a bırakılmış; geri kalan Karaağaç, Dimetoka, Sofulu, Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe kazaları “müttefiklerarası Trakya Hükümeti” adıyla Fransız askeri idaresine bırakılmış ve San Remo Konferansı’nda(1920) da Yunanistan’a verilmiştir. (Tevfik Bıyıkoğlu, Trakya’da Milli Mücadele, TTK Yayınları, Ankara, Cilt I- II, s.184.)
21 05. 1920 yılında ihtilalcı hareketlerin baskısı nedeniyle burjuvazinin yerine Bulgar Bağımsız Çiftçi Partisi iktidara geçer. Başkanlığa ise Aleksandır Stamboliyski getirilir. Yeni hükümetin politikası antiemperyalist ve savaş karşıtıdır, bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler geliştirme temelleri üzerine kurulmuştur. Müttefik devletlerin Bulgaristan’ı Rusya’ya karşı bir üs olarak kullanma isteğine olumsuz bakan Stamboliyski döneminde Rusya ile sadece iktisadi ilişkiler geliştirilirken, Mustafa Kemal’in kurduğu TBMM hükümeti ile diplomatik ilişki kurmaya yönelik yoğun bir çaba sarf edilmektedir. Bu durum sadece işgalci devletler tarafından değil diğer Balkan devletleri tarafından da şüpheyle karşılanmakta ve Çiftçi Hükümeti üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Söz konusu baskıya rağmen Stamboliyski hükümeti Yunanlılara karşı Türklerin mücadelesini maddi ve manevi olarak desteklemiştir. (Velikov, a.g.e., ss. 88-89)
Birinci Dünya Savaşı sonunda Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlaması, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuş süreci olarak nitelendirilebilir. 23 Nisan 1920’de kurulan TBMM, yeni devletin artık doğduğunu göstermektedir. Türkiye, komşusu ve savaşta müttefiki olan Bulgaristan ile sadece emperyalist işgallerin acısını değil, ortak bir dış politika anlayışını da paylaşmaktadır. Bu nedenle, savaşın ve işgalcilerin yarattığı tüm olumsuz koşullara rağmen ilişkilerin gelişmesi yönünde adımlar atılmaktadır. Türkiye, Mondros antlaşmasına göre eski müttefikleri ile ilişkilerini kesmek zorunda bırakılmış, Bulgaristan da Selanik Antlaşması ile aynı şarta bağlanmıştır.(Velikov, s. 91)

Mustafa Kemal’in Aleksandır Stanboliyski’ye Gönderdiği Mektup ve İlişkilerin Gelişmesi
TBMM’nin ilk diplomatik girişimi, Mustafa Kemal’in Lenin’e gönderdiği mektuptur. Bulgar hükümetiyle de diplomatik ilişkilerin kurulması yönünde önemli bir adım olan diğer bir mektup 30.04.1920’de, TBMM’nin açılışından bir hafta sonra Aleksandır Stamboliyski’ye gönderilmiştir. Bu mektupta Mustafa Kemal, İstanbul’un işgal edilişini, TBMM’nin nasıl ve niçin toplandığını, halkın niçin mücadeleye giriştiğini anlatır ve yeni kurulan Türk hükümeti hakkında bilgi verir. Mektupta şu ifadeler de yer almaktadır: “Osmanlı milleti vatanının savunması ve bağımsızlığı ve adil, şerefli bir barışın sağlanması için kararlı ve inanç içindedir.”(Velikov, s.97) Bu mektupta dikkat çeken önemli bir ayrıntı, mektup boyunca hep “Türk” değil “Osmanlı milleti” ifadesinin kullanılmasıdır.
Atatürk’ün bu diplomatik girişiminden sonra Bulgar Başbakan Stamboliyski Ankara ile temas kurmak için harekete geçer. Mayıs 1921’de Ankara’ya Angel Grozkov, Grigor Pisarev ve Paskal Ençev adlı kişilerden oluşan gizli bir heyet gönderilir. Bulgar burjuvazisinin ihbarı üzeine bu ziyaret müttefikler tarafından öğrenilir ve İngiliz basını bunu büyük bir sorun olarak gündeme getirir. Ayrıca, Bulgar meclisinde Demokrat parti başkanı A. Malinov şu sözlerle tepkisini dile getirir; “Bulgaristan iktisaden çökmüş, maddeten ve manen yorulmuş durumdayken ne gibi bir imkâna sahiptir ki, Kemal Paşa’nın davası gibi bir dava ile angaje olmaktadır?” Sosyalislerin gazetesi “Narod” da “Bir Manyağın Anadolu gezisi” başlığı altında eleştirisini belirtir. Hükümet, yapılan suçlamalar karşısında ziyaretin ticari amaçlı yapıldığını söyler. Hatta Grozkov Meclisteki demecinde şöyle ifadede bulunur: “Elimdeki malları satmak için İstanbul’dan Anadolu’ya geçtim.. Bir politikacı ve milletvekili olarak Anadolu’daki idare ile ilgilendim. Onlar en demokratik usullerle ülkeyi idare etmeye çalışıyorlar.”(Velikov, s.98)
Grozkov, Ankara’da Mustafa Kemal ile sürekli temas halinde bulunmaktadır. M. Kemal, İsmet Paşa, Grozkov ve Pisarev birlikte Ankara, Eskişehir, İnebolu, Kastamonu, Kütahya cephelerini dolaşırlar. Bu ziyaret, resmi olmamasına rağmen iki hükümet adına görüşmeler yapılmaktadır. Bulgar Çiftçi Hükümeti’nin bu davranışı müttefiklerin tepkisine yol açarak Stamboliyski’ye karşı muhalefeti beslemektedir. Stamboliyski hükümetinin Türkiye’nin Sofya’da resmi bir temsilcilik açma isteğine cevap vermesiyle ilişkiler daha da gelişir. Nitekim 27.12.1921’de Mustafa Kemal’in arkadaşı Cevat Abbas Bey Sofya’ya gelir. Burada, Bulgar hükümeti ile sürekli temas halindedir ve Türk Kurtuluş Savaşı için destek sağlar. Müttefiklerin gözünden kaçmayan bu girişimler, Cevat Abbas Bey’in geri gönderilmesine neden olacaktır. Tüm engelleme çabalarına rağmen Türk hükümeti ile Bulgar Hükümeti arasında yaknlaşma çabaları devam etmektedir.
Aleksandır Stamboliyski 26.10.1922’de Parlamentodaki büyük nutkunda şöyle diyecektir: “Türk milletinin giriştiği hareketi büyük önder Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında tanımak gerek. Sevr Antlaşması üzerine yapılacak tadilat, diğe ananlaşmaların da tadilini gerektitrecektir. Ortak çıkarlarımız, bizleri barış içinde yaşamaya zorlamaktadır.”(Velikov, s.106)
1922 yılında Bulgaristan’dan Ankara’ya, Bulgar hükümetinin diplomatik ilşkilerin kurulması için isteklerini ileten yeni bir heyet gönderilir. Daha sonra ise Edirne’deki Bulgar temsilci Markov, Stanboliyski tarafından Ankara’ya gönderilerek bir dostluk anlaşması için görüşmelerde bulunması istenir. Ocak 1923’da M. Kemal’le görüşen Markov’un dile getirdiği konular şunlardır: Bulgaristan’dan alınıp Yunanistan’a verilen Batı Trakya meselsi, Göçmen meselsi, patrikhane meselesi, ortak ticari konular ve iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması. Markov, Stamboliyski’ye gönderdiği raporda Mustafa Kemal’in ,“Bize Balkanlarda dost bir halk gerekir. Bulgar halkı ise bizim ihtiyaçlarımıza coğrafi, politik ve ekomomik bakımdan en iyi cevap vermektedir. İki ülke arasında kurulacak bir dostluk sizi de bizi de daha güçlü ve daha bağımsız yapacaktır” sözlerini de nakleder.(Velikov, ss.105- 108) Ayrıca Todor Markov Bulgaristan’ın Ege denizine çıkış koridoru konusunda Mustafa Kemal’den diplomatik destek ister. M. Kemal, orada Lozan Konferansında bulunan İsmet İnönü’ye telgraf çekerek Bulgaristanı desteklemesini söyler. Mayıs 1923’te Ankara hükümeti diplomatik ilişkilerin kurulması için resmi müracaatta bulunur ve Sofya’da bir temsilci bulundurmak ister. Ne var ki, 9 Haziran 1923’te faşist bir darbe ile Stamboliyski iktidardan alınır ve öldürülür. Bundan sonra Türk- Bulgar ilişkileri 1925 Dostluk Antlaşmasının imzalanmasına kadar bir süre sürüncemede kalır. (Cengiz Hakov, “İki Dünya Savaşı Arası Döneminde Bulgaristan-Türkiye Siyasi- Diplomatik İlişkileri (1919- 1938)”, Uluslararası Türk- Bulgar İlişkileri Sempozyum Bildirileri, 2005, ss.153–154.)
Çiftçi Partisi’nin gizli de olsa Türk Kurtuluş Hareketini desteklemesi ve Mustafa Kemal ile yakınlık kurması, Bulgar burjuva sınıfı tarafından yadırganırken, Komunist Parti, Türklerin emperyalistlere karşı mücadelesini övgüyle karşılamaktadır. Ayrıca, Yunanistan faktörü de Türkiye il yakınlaşma isteğinde etkili olmaktadır. Bir işçi gazetesindeki makalede şu ifadeler yer alır: “Türkiye ve Yunanistan arasındaki savaş aslında Türkiye ile emperyalistler arasında yapılmaktadır. İngiltere İstanbul’u işgal ettikten sonra Yunanistan aracılığı ile Ege’yi kendi kalesi haline getirmek istemektedir.” Buna benzer demeçler Bulgar basınında yer alırken hem Yunan hem de emperyalizm düşmanlığı ile beslenen Türk sempatisi dikkat çekmektedir. Stamboliyski’nin ifadesiyle: “Mustafa Kemal Paşa’nın gayretleri sonucunda Türk sorunu yeniden görüşülmek üzere ortaya kondu. Böyle bir şeyi daha önce hiç kimse düşünmemişti. Sevr Antlaşmasının revizyonu ile birlikte diğer antlaşmalar da revizyona tabi tutulacaktır. “
Bu sözler, Bulgar Çiftçi Hükümeti’nin Türk yakınlığını talep etmesini daha anlaşılır kılmaktadır. Burada bu savaş sonrası felaket yıllarında tarihi düşmanlık hisleri söz konusu değildir. İki ülke ortak çıkarların gerektirdiği yakınlaşma yönünde adımlar atmaktadır. Bu çabanın karşılıklı olması önemlidir. Nitekim aynı bilinç Mustafa Kemal’in 1919’da Cafer Tayyar Bey’e söylediği şu sözlerde de açığa çıkmaktadır: “Bizim en önemli görevimiz vatanın parçalanmasını önlemek ve milletin bağımsızlığını korumaktır. Bu amacımıza ulaşmada engel olan Türkiye’nin düşmanı İngiltere ve Fransa’dır. Bulgaristan’ın da aynı düşmanlarla aynı şekilde durumları olduğunu zannetmekteyim Bunu göz önünde tutarak onlara başarılar diliyor ve onları Yunanistan’a karşı giriştikleri harekâtta destekliyoruz Bu durumda iki komşu ülke arasında uzun ömürlü iyi komşuluk ilişkilerinin kurulması gerek .” (Bıyıkoğlu, Trakya’da Milli Mücadele, s.135.)

Sonuç
Türkiye Cumhuriyeti ve Bulgaristan arasında diplomatik ilişkilerin ön safhasını oluşturan ve daha sonra kurulacak ilişkilerin bir ön hazırlığı sayılabilecek 1920- 1923 dönemi, Savaş sonrası ağır koşullar tarafından belirlenmiştir. Her iki ülkenin içinde bulunduğu son derece olumsuz durumda diplomatik ilişki kurma yönündeki karşılıklı gayret dikkat çekmektedir. Bulgaristan açısından yeni kurulan Türk Hükümeti ile yakınlaşma amacının temeline hangi düşünceler yatmaktadır? Bu soruya cevap olarak öncelikle 1920’de iktidara gelen Bulgar Bağımsız Çiftçi Partisi ve Aleksandır Stamboliyski’nin genel politik tutumu gösterilebilir. Bunun dışında, Türk Kurtuluş Mücadelesi’nin başarısında kendi ümitlerinin karşılığını hayal eden Bulgar Hükümeti, Mustafa Kemal’in ve Türk halkının mücadelesine hayranlık duymaktadır. Bir de, Yunanistan faktörü söz konusudur ki, müttefik devletlerin işgalci güçleri ile çevrili Bulgaristan’ın güvenebileceği tek komşusu Türkiye Cumhuriyeti’dir. Tabii ki bu güveni ona veren, Sevr Antlaşmasını ve batılı güçler tarafından paylaşılma planlarını geçersiz kılmayı başaran yeni Türk Hükümetinin barışçı politikasıdır. Türkiye ile dostluk, hem Yunanistan’a karşı destek sağlayacak hem de Stamboliyski’nin Balkanlar’da kurmayı amaçladığı iyi komşuluk ilişkilerine de bir örnek oluşturacaktır. Müttefik devletlerin baskısına rağmen gizli ve yarı resmi diplomatik ilişki kurmakta ısrarla direnen Bulgar Çiftçi Hükümeti’nin bu gayretleri sonunda Ege Denizine çıkış koridoru meselesinde Türkiye’nin Lozan’da desteği kazanılmıştır. Bu dönemde Bulgar dış politikasının üç yıllık bir süre sonunda hükümetin devrilmesiyle sona ermesi, Türkiye ile ilişkileri olumsuz etkilemiştir.
1920–1923 yılları arasında Türk- Bulgar ilişkilerine Türkiye Cumhuriyeti açısından bakıldığında Atatürk’ün hedeflediği bağımsız bir ulus-devlet modeli ve yeni Türkiye Cumhuriyeti kimliğine uygun bir dış politikanın ilk denemeleri görülmektedir. Atatürk dönemi boyunca süreklilik gösteren bu politikanın Stamboliyski Hükümeti ile buluştuğu ortak noktalar, emperyalizm karşıtlığı, bağımsızlık ve barış yanlılığıdır. Bulgaristan, Türkiye’nin hemen yanı başında bir Balkan ülkesidir ve Mustafa Kemal’in genel politika anlayışında önemli bir yer tutan bu bölgede daha sonra kurulacak paktlarla ilişkileri geliştirme çabası görülmektedir. Nitekim Atatürk’ün Balkanlar ile ilgili 1926- 1929 yıllarında söylediği şu sözler oldukça anlamlıdır: “Bir Balkan birliğine lüzum var. Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum. Balkan birliği kurulabilirse bir Avrupa birliğine yol açar. Batı devletlerinin de er- geç birleşmesinde zorunluluk doğar.” (İhsan Sabri Balkaya, “Balkan Antantı Sürecinde Türkiye ve Bulgaristan”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XX, Sayı: 60, Kasım 2004.)
Sonuç olarak, Mustafa Kemal ve Aleksandır Stamboliyski’nin karşılıklı diplomatik ilişki kurma çabalarını, uzun vadede hedeflenmiş barış temelli bir dış politikanın ilk tohumları olarak değerlendirmek mümkündür.


KAYNAKÇA


Bıyıkoğlu, Tevfik, Trakya’da Milli Mücadele, TTK Yayınları, Ankara, Cilt I- II, 1992.

Balkaya, İhsan Sabri, “Balkan Antantı Sürecinde Türkiye ve Bulgaristan”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XX, Sayı: 60, Kasım 2004.

Hakov, Cengiz,“İki Dünya Savaşı Arası Döneminde Bulgaristan-Türkiye Siyasi- Diplomatik İlişkileri (1919- 1938)”, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Türk- Bulgar İlişkileri, Uluslararası Sempozyum Bildiriler Kitabı (11- 13 Mayıs 2005), Osmangazi Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Odunpazarı Belediyesi Yayınları, Eskişehir, 2005.


Turan Sibel, “ Türk Dış Politikasına Yön Veren Etkenlerin Işığında Türk- Bulgar İlişkilerinin Yeri ve Önemi Üzerine Bir İnceleme (1923- 2004), Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Türk- Bulgar İlişkileri, Uluslararası Sempozyum Bildiriler Kitabı (11- 13 Mayıs 2005), Osmangazi Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Odunpazarı Belediyesi Yayınları, Eskişehir, 2005.


Velikov, Stefan, Kemalist İhtilal ve Bulgaristan, Çev. Naime Yımaer, Kitaş Yayınları, İstanbul, 1969.