Dergimiz ile ilgili her konuda mesajlarınızı balkanlardaturkkulturu@yahoo.com adresimize çekinmeden iletebilirsiniz.
Bu dergi sizin öneri ve desteklerinizle yaşamını sürdürecektir.
Bu dergi sizin için var; bu dergi Balkanlar'da Türk Kültürünü yaşatmak için var.

 

Pasaportsuz Büyükelçiyim Ben - Filiz NEZİR

 


Ben Balkaneli toprağında öksüz kalmış, hor görülmüş, hakkı yenilmiş ama asla yılmamış Türkiye’nin Makedonya’daki pasaportsuz büyükelçisiyim. Rumeli demiyorum. Asla da kullanmam bu kelimeyi. Böyle dedikçe, bu coğrafyayı kendimiz, kendimize yabancılaştırmış oluyoruz. Rum’un eli değilim ben, asla da olmam. Türk eliyim... Türk’ün Balkan eliyim.

Dediğim gibi çok zor bir görevim var. Büyükelçiyim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığım yok, üzerinde hilal ve yıldız olan pasaportum da. Ama görevim bu. Babam da bu görevdeydi, dedem de, onun dedesi de... Türkiye’den hiçbir yetkili vermedi bana bu görevi. Toplum kendi kendine yakıştırdı. Kabullendim de seve seve.

Bir yerde çirkin bir kahkaha atarsam: “Aman şuna bak, Türk işte!” derler... ve Türk milletini çirkin kahkahalı diye bilirler. Bu yüzden ben en neşeli anımda bile çirkin kahkaha atmam.

Yaşlılar yanında konuşmam. Konuşursam: “Türk işte, kültürleri bu kadar” derler. Bu yüzden yaşlılar yanında haddimi bilir, fazla konuşmam. İnsanlara “siz” diye hitap etmesini de bilirim ben. Türk elçisiyim, görsünler. Türk milleti de öyle yapar çünkü.

Çok sivri bir kişiliğe sahip olsam bile, ben kolay kolay kavga edemem. “Türk işte, barbar” derler. Bu yüzden de güzel sözle halletmeye çalışırım tüm sorunları. İnanın bana başarılı oluyor.

“Saygısızlığa bak, bu Türkler her zaman saygısızdı” dedirtmem hiçbir zaman. Büyüklerimin karşısında ayak ayak üstüne atmam, kötü kelime kullanmam. Diğer din ve milletlere saygı duyarım, bana saygı duydukları sürece.

Yaşadığımız şu bilgi çağında haftada en az bir kitap okurum, kendimi her alanda geliştirmeye çalışırım. Bilgili, hep daha üst seviyelere ulaşmaya çalışırım her zaman. Milletime “bilgisizler, geri kalmışlar” dedirtmem hiçbir zaman.

Diller de öğrenmeye çalışırım sürekli. Çevremde kullanılan her dili en azından anlaşabilecek kadar konuşabilmektir hedefim. Ama Türkçemden de zerre kadar taviz vermem. En güzel şekilde, her an, her yerde kullanmaktayım ana dilimi. Diğer dilleri öğrenmekle, Türk’ün kültürünü ve akıllılığını öğretmektir hedefim. Benim dilimi bilmeyen bilgisizlere kendimi tanıtmak ve haddini bildirmektir isteğim. “Sen kendi dilin dışında başka dil konuşamazken, biz Türkler en az dört dil konuşabiliyoruz” diyebilmek çok gurur verici.

Bütün bu saydıklarımı yapmakta kendimi zorlamıyorum aslında. Bütün bu hareketler töremde, özümde, kanımda var çünkü, hepimizin var.

Türkiye dışında yaşayan her Türk benimle aynıdır aslında. Birer büyükelçidir. Yaptığımız her güzellik, hele hele her hata “işte Türkler” diye yorumlanır, yani dünyadaki milyonlarca Türk’e mal edilir. Edilsin... Attığımız her adımı, yaptığımız her hareketi, konuştuğumuz her kelimeyi TÜRK’ÇE yaptıkça edilsin. Ümidimiz Türk’çe olsun, Türk’çe yaşayalım.

Ben mi kimim? Okuyan senim, yanındakiyim, karşındakiyim. Pasaportum yok, kimliğim yok, ismim Türk, soy ismim Müslüman.