Dergimiz ile ilgili her konuda mesajlarınızı balkanlardaturkkulturu@yahoo.com adresimize çekinmeden iletebilirsiniz.
Bu dergi sizin öneri ve desteklerinizle yaşamını sürdürecektir.
Bu dergi sizin için var; bu dergi Balkanlar'da Türk Kültürünü yaşatmak için var.

 

BULGAR KAYNAKLARINDA 1909 BURSA SERGİSİ - Hüseyin Mevsim

 

Word

İkinci Meşrutiyet’in ilânının birinci yılı dolayısıyla Temmuz 1909’da düzenlenen Bursa Sergisi’nin Bulgar süreli yayınlarında olduğu gibi, ticaret ve sanayi çevrelerinde de büyük ilgi uyandırdığına tanıklık ederiz.
Örneğin, ‘Bütün Dünyadan Haberler’ alt başlığıyla Sofya’da yayımlanan günlük Akşam Postası1, muhabiri Petır Daskalov2 aracılığıyla Bursa’da düzenlenen etkinliği ayrıntılı bir şekilde sayfalarına taşır. Gazetenin 1909 yılı Temmuz ayı sonunda yayımlanan 2822, 2823, 2825, 2826, 2827, 2829 sayılı nüshalarında muhabirin kaleminden Anadolu’ya Bir Bakış (“Nadnikvane v Anadola”) başlığı altında bir yazı dizisine yer verilir. İstanbul’dan Mudanya’ya gelmek için bindiği Bingazi gemisine ayak basışından itibaren izlenimlerini aktarmaya başlayan Daskalov’un yazısı bugün değerli bir yolculuk notu niteliği taşır. Güvertede, ülkenin farklı yerlerinden birçok Bulgar yolcuyla karşılaşan gazeteci, bunların da Bursa’ya gittiğini belirtir ve böylece serginin Bulgarlar tarafından özel olarak da ziyaret edildiği sonucuna ulaşırız:
“Bursa sergisini ziyarete gidenlerin sadece Sofya’dan trenle İstanbul’a hareket etmiş olan tüccarlardan ibaret olmadığı nereden aklıma gelebilirdi?! Bingazi’nin üçüncü sınıfında kalabalığı güçlükle yararken, feslerin arasından bir grup Bulgar’ı fark ettim. Bunlar hasır şapkalarından çok, has Bulgar kıyafetlerinden hemen kendini belli ediyordu.”
Daskalov, Mudanya’dan Bursa’ya trenle ulaşır ve Çekirge garında bir kalabalığın arasında kalır:
“Etrafımızda Bulgaristan Türkü’nden, muhacirden başka kimseyi görmüyorduk. Bunlar eski hemşerileri olan bizleri gördüklerinden mutlu oluyor, bizimle konuşmaya, ya da herhangi bir yardımda bulunmaya gayret ediyordu. Kendimi ne yabancı bir ülkede, ne de Anadolu’da hissediyordum…”

Bursa’da yaşlı bir Fransız kadın tarafından işletilen Anatolie Oteli’ne yerleşen gazeteci, daha aynı gün Rusçuklu bir muhacirin faytonuyla serginin düzenlendiği alana gelir:

“Önce Yahudi, ardından da Rum mahallesinden geçtik ve az sonra sergiye vardık. İki kuruşluk giriş ücretinden sonra, ortasında bir şadırvanın bol suyunun yükseğe fışkırdığı bir bahçeye girdim. Bunun etrafındaki masalara konuklar oturmuş ve bir şeyler içiyorlardı. Avluda bir kahvehane vardı, şadırvanın yanında ise Bursa gökyüzünün tekdüze havasını dağıtmak için neşeli bir müzik çalıyordu. Bu bahçenin içinde iki katlı ve amacı için oldukça hoş bir yapı olan belediye binası bulunuyordu. Bursa’da sergi için daha uygun bir bina olmadığından, belediye geçici bir süre için kendi binasından çıkmış.
Açıkça şunu itiraf etmem gerekir ki, daha Sofya’dan hareketimden önce sergide beni şaşırtacak veya sarsacak bir şeyler göreceğimi beklemiyordum. Ama yine de merakım olağanüstü büyüktü. “Kim bilir, belki bir yıl içinde Gençtürkler bir mucize gerçekleştirmişlerdir.” diye düşünüyordum. Eninde sonunda mucizelerin kaynağı hep Doğu değil midir zaten? Her halükârda umutluydum, en azından, sadece bir ili kapsamasına karşın Osmanlı’da ilk olan bu sergide ilginç şeyler göreceğimi sanıyordum. Bundan dolayı sergiye gerçek bir ilgiyle girdim. Önümde, iki tarafında belediyenin kançılaryaları için yapılmış geniş ve aydınlık odaların bulunduğu genişçe bir koridor açıldı.”

Sonuç olarak, Akşam Postası’nın muhabiri P. Daskalov sergide beklediğini bulamaz ve büyük hayal kırıklığı içinde oradan ayrılır:

“İnsanın çeyrek saatte gezebileceği bir sergiydi bu. Böyle bir sergi için bırakın Sofya’dan Bursa’ya yol tepmenize, hatta İstanbul’dan Bursa’ya gelmenize bile değmezdi. Bursa Sergisi hiç ziyaret edilmiyor ve Türkiye’de onun hakkında kimse konuşmuyor. İstanbul gazetelerinde şu ana değin hiçbir özel yazı çıkmadı ve bundan sonra da çıkmazsa, şu benim izlenimlerim –üstelik Bulgar basınında!– Bursa Sergisi’ne ithaf edilen tek metin olarak kalacaktır.
Bu sergiden insan bir sonuç çıkarıyor: Bursa ilindeki Türkler şadırvan kenarlarında keyif çatıyorlar, işler ve zenginlik ise Ermenilerin elinde. Bütün sergiciler hep Ermeni ve sergi haklı olarak Ermeni Sergisi veya Ermeni Pazarı olarak tanımlanabilir. Bu izlenimle sergiden çıktım ve herkesin yaptığı gibi, Rum asıllı çırağa söylediğim kahveyi yudumlamak için bahçedeki şadırvanın kenarına oturdum.”

Daha sonra Bulgar gazeteci serginin eksikliklerini açıkça belirtir:
“Dün buradaki sergiden çıktıktan sonra geri dönmeyi ve onu yeniden ziyaret etmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. Oysa herhangi bir Avrupa ülkesinde, hatta Bulgaristan’da düzenlenen bir sergiyi, her şeyi görebilmeniz için birkaç kez ziyaret etmeniz gerekir. Bunun dışında, her sergide, eğleneceğiniz, gözlem ve incelemelerinizden soluk alacağınız, olmadı, yiyeceğiniz ve içeceğiniz yerler de bulursunuz. Bursa Sergisi benim için artık unutuldu. Acaba Türkler bununla ne amaçladıklarını biliyorlar mı? Bursalıların ise sergiye ilgileri neredeyse hiç yok. Sergiyi gezdikten sonra beni güldüren şey, Türkiye’de sergi, yolunu şaşıran birkaç kişi tarafından ziyaret edilirken, Bulgaristan’dan, Sofya Ticaret Odası ve diğer ticaret odaları, hatta Ticaret ve Tarım Bakanlığı temsilcilerinin yola düşmeleri oldu! Yarın, ziyaretçiye susamış Bursalıların sabırsızlıkla beklediği bu insanlar büyük umutlarla buraya ulaşacak, ciddi araştırmacılar gibi sergiye bakacak, uzun zaman kalmaya gayret edecek ve sonra da herhalde Bursa Sergisi’yle ilgili raporlar döşeneceklerdi!
Okurlarımı rahatlatmak isterim! Emin olunuz ki, sizler Ticaret ve Tarım Bakanlığı ve ticaret odaları temsilcilerinden daha şanslısınız, çünkü ben sizlere Bursa Sergisi’nde neler bulduğumu anlattım. Sizlere herhangi bir rapor sunmamama rağmen, artık Bursa Sergisi hakkında yeterince bilgiye sahipsiniz.
Bursa’nın gerçek ününü görmek için, ki bunun için sadece Sofya’dan değil, daha uzaklardan da gelmeye değer, sergiye sırt çevirdim.”

Sergiden sonra Daskalov Bursa’nın tarihsel bırakıtını tanımaya koyulur ve kentin gerek anıtlarından, gerekse atmosferinden o denli etkilenir ki, bu kentin mutlaka kutsal bir yer ilân edilmesini önerir:
“Ben bir Türk yetkilisi olsaydım, Bursa’yı İmparatorluğun kutsal kenti ilân eder ve hacca önce buraya, daha sonra Mekke’ye gidilmesini buyururdum. Çünkü en şanlı sultanlar burada yatar –onlar ki, Balkan Yarımadası’nı ele geçirdiler, savaşlarda, o zaman sağlam ve güçlü olan ulusunun eşsiz ruhunu sergilediler.”

1909 Bursa Sergisi’yle ilgili ikinci çok önemli bir Bulgarca kaynak da Sofya Ticaret ve Sanayi Odası’nın hazırlamış olduğu rapordur. Toplam 25 sayfadan oluşan söz konusu belge, oda başkan yardımcısı konumundaki Haralampi Karastoyanov3 ve oda sekreteri Dr. İv. Zlatarov tarafından hazırlanıp 1910 yılında Sofya’da basılır.
Raporun giriş kısmından edindiğimiz bilgiye göre, Bursa’da bir serginin düzenleneceğini öğrenen Bulgaristan Ticaret ve Tarım Bakanlığı, gerek Türk-Bulgar ilişkileri, gerekse Bulgar tüccarları açısından son derece yararlı olacağı kanısıyla İstanbul’u ve Bursa’yı kapsayan bir ticarî gezinin organize edilmesi fikrini ortaya atar. Ticarî gezinin başlıca amaçları “İstanbullu tüccarlarla tanışmak, İstanbul ve Bursa pazarlarını araştırmak, İstanbul ve Bursa Ticaret ve Sanayi Odaları üyeleriyle yakın ilişkiler kurmak, Türk halkını hürriyet, kardeşlik ve eşitlik rejimiyle kutlamak, kısaca, ekonomik ve ticarî ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamak.” şeklinde özetlenir.

Bulgar ticaret ve sanayi odaları aracılığıyla gezi haberi bütün üyelere duyurulur ve kısa zamanda etkinliğe gösterilen ilginin büyük olduğu anlaşılır. Sofya ve Plovdiv ticaret odaları gezinin düzenlenmesini üstlenir, yoğun istekten dolayı özel bir tren tutulması kararı alınır ve etkinliğe toplam 240 tüccar, sanayici ve subay katılır. 9 Temmuz günü tren Sofya’dan İstanbul’a hareket eder, Mustafa Paşa [Svilengrad] ve Edirne’de heyet resmî törenlerle karşılanır, İstanbul’da ise karşılayanlar arasında İstanbul Ticaret Odası sekreteri ve Bulgar ticarî ataşesi Hamamciev bulunur. 12 Temmuz Pazar günü Haliç kıyısındaki Bulgar Aziz Stefan Kilisesi’nde düzenlenen ayinden sonra İstanbul’da yaşayan Bulgar tüccarlarla bir araya gelinir. Buluşmada, İstanbul’da, başlıca amacı Osmanlı’yla ticarî ilişkilerin genişletilmesi olacak bir Bulgar Ticaret Kurumu kurulması kararı alınır. Ertesi gün İstanbul Ticaret Odası’na resmî bir ziyarette bulunulur (iade-i ziyaret 22 Temmuz’da Bulgarların konakladığı otelde yapılır), daha sonra İstanbul borsası, ayrıca bir okul ve Hereke halıları satılan bir mağaza gezilir.

Ticaret gezisine katılan Bulgar tüccar, sanayici ve subayların sadece bir kısmı Bursa Sergisi’ni ziyaret eder. 14 Temmuz günü 63 kişilik heyet İstanbul’dan Mudanya üzerinden Bursa’ya hareket eder. Konukları garda resmî olarak Bursa Ticaret Odası başkanı, başkan yardımcısı, sekreteri ve birkaç üye, ayrıca valilik ve belediyeden birer temsilci karşılar. Aynı gün vali ve belediye ziyaret edilir, buralarda olağanüstü sıcak karşılanırlar. Osmanlı ile Bulgaristan arasında ekonomik zeminde karşılıklı anlaşmaların yapılması, bunun ötesinde dostluk ve yakınlaşmanın gerçekleştirilmesi için görüşler paylaşılır.
Ertesi gün Bulgar heyeti Bursa Ticaret Odası’nı ziyaret eder, burada da çok dostane bir kabul görür ve Bulgaristan ile Bursa arasındaki ticaret bağlarının pekiştirilmesi için fikirler üretilir. Raporda, kırk yıl önce kurulan Bursa Ticaret Odası hakkında bilgi verilir, ayrıca “Meşrutiyet’in ilânıyla ticaret odaları önünde, bağımsız ve yararlı etkinlik gösterebilmek için geniş bir alan açıldığı” değerlendirilmesi yapılır.

Tam başlığı, “1909 Yılında İstanbul ve Bursa’ya Düzenlenen Ticaret Gezisi Hakkında, Oda Başkan Yardımcısı Har. Karastoyanov ve Oda Sekreteri Dr. İv. Zlatarov’un Sofya Ticaret ve Sanayi Odası İçin Hazırladıkları Rapor” şeklinde olan belgede, Bursa’nın o dönem sosyal ve ekonomik yapısıyla ilgili değerli bilgi ve izlenimler aktarılır. Örneğin, ipekçilik hakkında şu bilgiler verilir:

“Bursa’nın başlıca geçim kaynağının ipekçilik olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Şu anda burada 43 adet filatür faaliyet göstermekte. Bunların birkaç tanesini ziyaret ettik. Organizasyonları mükemmel. Kent ve yakın çevresinden kırk bin civarında kişi bu sektörde iş ve aş bulur. Fabrikalarda, genelde 12–20 yaş arası kızlar, günde 12 saat çalıştırılır ve bunların gündelikleri 30 stotinka ile 1,20 leva arasında değişir. Duyun-u Umumiye Bursa’da ipekçiliğin gelişmesine büyük katkı sağlar. Böylelikle, ipekçilikten toplanan devlet vergisiyle de gelirlerini artırır. Bursa ve yakın çevresini geniş dut ağaçlıkları süsler ve bu da Duyun-u Umumiye’nin desteğiyle olur. İpekçiliğin Bursa’da bugün bu duruma gelmesinde, bu kentte 18 yıl önce kurulan ve ipek üretimine elemanlar yetiştirerek propagandasını yapan İpekçilik Okulu’nun da rolü yadsınamaz. Okuldan, teorik ve pratik olarak ipekçilik konusunda iyi hazırlanmış elemanlar çıkar. Eğitimi üç yıllık olan okulun bugün 90 öğrencisi var. Okulun binası geniş, temiz ve güzel olup gerekli bütün araç gereçlerle donatılmıştır. On yıl önce okul Japonya’dan dut ağaçları getirmiş. Bunlar aşı yoluyla yerel dut ağacının yaprak zenginliği ve sululuğunu artırmak için kullanılmış. İpekçiliğin bu denli gelişimine Bulgaristan’dan göç eden Türk muhacirler de gayet büyük katkı sağlamışlar. Geçimini sağlamak için çok çalışmak zorunda kalan bu insanlar dut yetiştiriciliği ve ipekböceği üreticiliği alanlarına yönelerek ipekçiliği başlıca uğraşları haline getirmişler.

Raporda, serginin, Sanat Ürünleri; Zanaat Ürünleri (mobilya, fayans eşyalar, halılar, döşemeler, deri ve deri ürünleri, bijuteri ve parfümeri, kesici aletler ve makineler); Maden ve Orman Ürünleri; Kumaşlar (yün, ipek, pamuk, keten, kenevir); Tarım Ürünleri; Yiyecek ve İçecekler olmak üzere altı bölümden oluştuğu vurgulanır ve organizasyon eksikliklerine de değinilir:

“Sergi düzenleme fikri oldukça geç ortaya atılmış ve Osmanlı’da anayasa rejiminin ilân edilişinin birinci yılı kutlanacağı 10 Temmuz tarihiyle bağlanmak istenmiş. Bundan dolayı etkinlik yeterince duyurulamamış. (…) Sergide yer alan ürünlerle ilgili istatistik veriler yoktu. Bunun ötesinde okul, eğitim, ticaret ve nüfus hareketliliği, sağlık, ekonomik durum, hayvancılık, arıcılık, ormancılık, ulaşım araçları ve vilayetin yapısıyla ilgili birçok enstitü ve branşlar sergide temsil edilmemişti. Zamanla bu önemli eksikliklerin giderileceğini umarız.”
Raporun daha sonraki Bursa Hakkında Genel Bilgiler bölümünde kentin geleceğiyle ilgili öngörüde bulunulur:
“Bursa’nın nüfusu 120 bin. Bunun 65 bini Türk, 15 bini Rum, 13,500’ü Ermeni, 3 bini Yahudi ve 40’ı Bulgar olmak üzere 150’si Avrupalıdır. Bursa her zaman kaplıcaları ve güzel ipeğiyle ün kazanmıştır. Ilıman iklimi, elverişli konumu, yıl boyunca doruğunda kar tutan güzel Olympos [Uludağ], zengin bitki örtüsü ve ünlü kaplıcalarıyla, Bursa, Anadolu’nun en güzel kentlerinden biridir. Meşrutiyet rejimi Osmanlı İmparatorluğu’na kesin bir şekilde yerleşirse, yakın gelecekte Bursa önemli bir ticaret ve kültür merkezi olacaktır.”

Bursa’daki ticaret etkinliklerine de genişçe yer ayrılan raporda, örneğin, dışsatımda Lyon, Saint Etienne ve Paris’teki Fransız ipek pazarlarının birinci konumda olduğu ve vilayette üretilen ham ipeğin yaklaşık %90’ını aldığı belirtilir. Kentin başlıca geçim kaynağını oluşturan ipek dışında, afyon, zeytin ve zeytinyağı, şarap, anason, susam, çavdar, mısır, yapağı, ham deri, paçavra, boynuz ve kemik, mercimek, bakla; bitki köklerinden meyan [glycyrrhiza glabra], centiyan, ayrık, sabun otu (sopanaria officinalis) vs.; çiçeklerden, güçlü kokusuyla ünlü ıhlamur, papatya, ebegümeci [malva sylvestris], yüksük otu (digitalis purpurea), taze veya kurutulmuş bahçe çayı, pelin vs.; sebze ve meyvelerden anason, tahıllar, sakatat ve kemik, kestane, ipekböceği tohumu, ham yün, yumurta, işlenmemiş deri ve şarap ihraç edildiği vurgulanır.

Sofya Ticaret ve Sanayi Odası başkan yardımcısı Haralampi Karastoyanov ile sekreter Dr. İvan Zlatarov’un 7 Ağustos 1909 tarihinde kaleme aldıkları raporun son sayfalarında, İstanbul ve Bursa’ya düzenlenen ticarî gezinin sonuçları ve yararları özetlenmeye çalışılır. Buna göre, gezinin düzenlenmesi Bulgar ticaret ve sanayi çevrelerinin Türk halkına beslediği yakınlık ve sempatinin bir göstergesine dönüşmüş, eğitici ve öğretici olmasının yanı sıra, Osmanlı ile Bulgaristan arasında “karşılıklı güvensizlik ve kuşkuculuğun” aşılmasına katkı sağlamıştır.
Raportörler, Bulgaristan ile Osmanlı arasında ticaretin gelişmesine ne denli önem verdiklerini, sıraladıkları önerilerde vurgulamış olurlar. Bunlar arasında, gümrük anlaşması imzalanması, İstanbul’da Bulgar Ticaret Odası kurulması, ayrıca Bulgar Ticaret Okulu ve Bulgar Halk Bankası şubesi açılması, Ticaret ve Sanayi Müzesi düzenlenmesi ve ihracat depolarının oluşturulması, Osmanlı’da ticaret yapan Bulgar gençlerin askerlikten serbest bırakılması gibi öneriler dikkat çeker.

NOTLAR
1Akşam Postası (Bulgarca Veçerna poşta) – 1900–1914 yılları arasında yayımlanan gazete, Bulgar süreli yayıncılık tarihine sarı basının ilk örneği olarak geçer. Dış ve özellikle Balkan ülkelerinden haberlerin önemsendiği gazetede, sıkça İstanbul veya Osmanlı İmparatorluğu’nda gelişen olaylarla ilgili yazılara rastlanır.
2Petır Daskalov (1870–1935) – Razgrad’a [Hezargrad] bağlı Hırsovo [Hırsova] Köyü’nde dünyaya gelir, daha öğrencilik yıllarında gazeteciliğe ve şiir çevirisine yakın ilgi duyar. Akşam Postası’nın yayın yönetmenliği ve genel yayın yönetmenliğini üstlenir. Gazete adına Balkanlara ve Amerika Birleşik Devletleri’ne geziye çıkar. 1924’ten itibaren Halkçı Liberal Parti’nin yayın organı olan Bağımsızlık (Nezavisimost) Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini yapar.
3Haralampi Karastoyanov (1855–1934) – Tuna boyundaki Sviştov [Ziştovi] kasabasında dünyaya gelir. Gençlik yıllarında dönemin genel atmosferine kapılıp Romanya’ya ve oradan da Sırbistan’a geçerek devrimcilik ve çetecilik etkinliklerinde yer alır. 1877–1878 Rus–Osmanlı Savaşı’ndan sonra Moskova’ya eczacılık eğitimi görmeye gider. Sofya Üniversitesi’nde analitik kimya ve toksikoloji dallarında ders verir. Eczacılar Odası’nın kurulmasında etkin rol üstlenir, çeşitli kurum ve kuruluşlara üye olur. 1907’den itibaren Sofya Ticaret ve Sanayi Odası’nın başkan yardımcılığını yapar. Politika alanında da etkin olduğu görülür, Halkçı Parti’den milletvekili seçilir, 1911–1912 yıllarında 8 ay boyunca Sofya Belediye Başkanlığı yapar. İlginç icraatlarından biri, genelevleri kapatmak olur.


KAYNAKÇA

P. N. Daskalov, Bursa Yolculuğu, Çeviren Hüseyin Mevsim, Bursa’da Yaşam, sayfa 38–52, Ocak 2008, Bursa.