|
|
Tarihsel olarak bakıldığında Balkanlar coğrafyası
yüzyıllar boyunca Rusya için önemli bir bölge olduğu görülmektedir.
Nitekim tarih boyunca Rusya’nın bölgeyi kontrol altında tutma,
“Boğazları geçme”, “Slav kardeşlerini” Osmanlı hâkimiyetinden
kurtarma, bölgedeki Atlantik ötesi koalisyonlara karşı koyma çabası,
Balkanlar’ın Rusya için arz ettiği büyük önemin bir göstergesidir.
Coğrafi açıdan baktığımızda ise, Karadeniz ve Akdeniz’in bir parçası
olan Balkan yarımadası, Rusya’yı Avrupa’ya bağladığı gibi aynı
zamanda Rusya’nın en önemli ticaret noktalarına çıkışını
sağlamaktadır. Buna göre Rusya’nın Balkanlar’a olan ilgisine hem
jeostratejik hem de jeopolitik açıdan bakmamız mümkündür.
Balkanlar’ın güney cepheye olan yakınlığı Rusya’yı Güney Avrupa,
Yakın Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine bağlamaktadır. Bir başka
yönden bakıldığında Balkanlar Güneydoğu Avrupa’nın merkezi konumu
ile doğu yönüne olası bir saldırı durumunda uygun bir stratejik
alana sahiptir. Bu nedenle Balkanlar tarihten beri çeşitli ülke ve
imparatorluklar için ilgi odağı olduğu gibi Rusya içinde önemli bir
stratejik bölgedir. Bu arada Rusya’nın bölgedeki ülkeler ile
yüzyıllardır kopmadan devam eden ilişkilerin altında kültürel ve
dini yakınlığının öneminin yanı sıra devlet çıkarları da göz önünde
tutulmaktadır.
Balkan yarımadası, Rus dış politikasında günümüzde de önemini hala
korumaktadır. Bununla birlikte SSCB’nin dağılışını kolay atlatamayan
ve siyasi krizin yanı sıra uzun süre ekonomik sorunlarla da boğuşan
Rusya,Balkanlar’daki eski etkinliğini yitirmiştir.Rusya’nın
bölgedeki ülkelerle (Bulgaristan) ilişkilerine baktığımızda bunu
daha iyi anlayabiliriz.
RUSYA-BULGARİSTAN İLİŞKİLERİ
Bulgaristan’ın tarihinde Rusya’nın önemli bir yeri olduğunu
söyleyebiliriz. Nitekim 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Balkanlar ve
Bulgaristan’daki Osmanlı hâkimiyetine ve yüzlerce yıllık Türk
varlığına ciddi bir darbe vururken, Bulgaristan’ın bağımsızlık
sürecinde Bulgarlar için önemi büyüktür.
Daha sonraki yıllarda SSCB’nin Balkanlar ve Doğu Avrupa’da Sovyet
modeli sosyalizmi yayma ve bu bölgelerde hâkimiyet kurma amacı,
ülkelerin çok uluslu olması ve her ulusun farklı görüşe sahip
olmasıyla zorlaşmaktaydı.
9 Eylül 1944 yılında Bulgaristan’da iktidara Komunist Partisinin
gelmesiyle birlikte Bulgaristan, Halk Cumhuriyeti olarak ilan
edilmiştir.Bu dönemde Balkanlar’da SSCB’ye verdiği destekleri ve
sadık müttefikliği ile en çok yakınlık gösteren ülke Bulgaristan
olmuştur.
Fakat Varşova Paktı’nın yıkılmasıyla birlikte Bulgaristan dış
politikasının önceliği NATO ve AB üyeliği olmuştur. Bu sebepler
Rusya ve Bulgaristan arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesini
engellemiştir. Bulgaristan ve SSCB arasındaki ticaret hacmi 1989’da
15 milyar dolar olmakla beraber bu rakam 2005 yılına baktığımızda 3
milyar dolara kadar inmiştir. Hâlbuki iki ülke arasındaki ekonomik
ilişkilerin daha iyi gelişmesi için mevcut alt yapı mevcuttur.
Nitekim daha önce de belirttiğimiz gibi Balkanlar’da Sovyet
ekonomisine en çok entegre olabilmiş ülke Bulgaristan’dı. Ancak 2002
yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin üst ve en üst düzeylerde
tekrar aktif haline geldiğini söyleyebiliriz. Zira bu dönemde
taraflar arasında yapılan anlaşmalarda Rusya’nın Bulgar askeri
teknolojisini ve sanayi müesseselerini yenilemeye yardım edeceğine
ve Bulgaristan’ın Rus enerji kaynaklarını almaya başlaması gibi
konular ele alınmıştır. Ayrıca ekonomik ve ticari ilişkilerin
gelişmesi konusunda da anlaşmaya varırlarken, SSCB’den Rusya
Federasyonu’na geçen Bulgaristan’a olan borç sorunu da çözülmüştür.
1-3 Mart 2003 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’nin
Bulgaristan’a yapmış olduğu ziyarette, Bulgaristan Cumhurbaşkanı
Georgi Parvanov ile iki ülke arasındaki dostluk ve işbirliğinin
ileriye dönük daha da derinleşmesini konusunu ele alan bir
Deklarasyon da imzalanmıştır.
4 Eylül 2006 tarihinde Vladimir Putin’in Yunanistan’a yapmış olduğu
ziyaretinde ise Yunanistan Başbakanı Kostas A. Karamanlis ve
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Georgi Parvanov ile görüşmüştür. Üçlü
görüşmenin ana gündemini Burgas-Dedeağaç Boru Hattı teşkil etmiştir.
15 Mart 2007 tarihinde Atina’da taraflar arasında Burgas-Dedeağaç
Boru Hattı için anlaşma imzalanmıştır. Buna göre uzunluğu 253 km
olacak olan bu boru hattının kapasitesi yılda 50 milyon ton Rus
petrolünü Akdeniz’e ulaştıracaktır. Projenin maliyeti 500 milyon
Euro olarak açıklanırken, faaliyete 2010 yılında geçmesi bekleniyor.
Boru hattının hayata geçirilmesiyle birlikte bir taraftan
boğazlardaki trafiği azaltması beklenirken, diğer taraftan Türkiye
için sorun yaratabileceği endişesi vardır. Nitekim Rusya ve Hazar
devletlerinin Asya ve Avrupa’ya yeni yollar bulmaları halinde,
Türkiye’ye kendi ülkesinden geçen boru hatlarını dolduracak petrolü
bulmakta zorlanabilir. Öte yandan bu boru hattının Rusya ile Balkan
ülkelerine enerji açısından daha da bağlayacaktır. Zira, günümüzde
Arnavutluk hariç hepsinin Rusya ile doğal gaz bağlantıları
mevcuttur.Rus doğal gazı Balkanlar üzerinden iki rota üzerinden
ulaşmaktadır.İlk olarak Rusya’yı Macaristan ile bağlayan boru
hattıdır.Buradan Rus gazı eski Yugoslavya ülkelerine
ulaşmaktadır.İkinci rota ise, Rusya’dan Ukrayna,Moldova,Romanya ve
Bulgaristan’a, oradan ise Türkiye,Makedonya ve Yunanistan’a
uzanmaktadır.
Bulgaristan, ayrıca bir Karadeniz ülkesidir. Karadeniz Ekonomik
İşbirliği Teşkilatı (KEİT) üyesidir.1 Mayıs 1999 yılında Türkiye’de
kurulan KEİT, bölgede ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkıda
bulunurken, son yıllarda yumuşak güvenlik konularına da ağırlık
vermektedir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki: KEİT uluslararası
terörizm ve organize suçlarda mücadele alanı ile enerji, ulaşım,
afet yönetimi gibi konularda bir işbirliği ortamı oluşturmuşsa da;
barışı koruma operasyonlarına doğrudan katılmadığından, bölgenin
güvenliğine katkısı sınırlı kalmaktadır.
Rusya’nın KEİT’e bakışı başlangıçta, Türkiye’nin Karadeniz
bölgesindeki etkinliğini artırması kendi bölgesel etkinliğine tehdit
olarak algılarken, daha sonraki yıllarda iki ülke arsındaki
çatışmalar yerini işbirliğine bırakmıştır.
Öte yandan, Rusya’nın Sovyet sonrası dönemde Karadeniz bölgesinde
izlediği dış politika temel olarak Batılı ülke ve kuruluşların
bölgeye ilişkin stratejilerini başarısızlığa uğratmayı hedefleyen
tepkisel bir politika olarak ortaya çıkmıştır.
Vladimir Putin’nin 2000 yılında Devlet Başkanı olmasından sonra
siyasal açıdan daha “gerçekçi” bir dış politikaya yönelmiştir. Ancak
Putin’in izlediği bu gerçekçi dış politika çizgisi Rusya’nın
Karadeniz bölgesindeki devletleri işbirliği yapabilecek aktörler
olarak görmek yerine, duruma ve sorunun gerekliliklerine göre
devletler arasında “seçici” bir politika izlenmesini öngörüyordu. Bu
“esnek” ve “gerçekçi” yaklaşım, Moskova’nın Karadeniz bölgesinde
daha kapsamlı bir strateji geliştirmesini kaçınılmaz kılıyordu.
Ancak ihtiyaç duyulan bu kapsamlı strateji Moskova tarafından henüz
geliştirebilinmiş değildir.
Bulgaristan 29 Mart 2004 tarihinde Kuzey Atlantik Antlaşması
Örgütü’ne
( NATO) Romanya ile birlikte üye olmuştur. Bunda 11 Eylül
saldırıların ardından “terörizme karşı savaş”ın başlamasıyla
birlikte, bu iki ülkenin jeopolitik konumları da etkili olmuştur.
Her iki ülke, Afganistan ve Irak operasyonları sırasında hem
toprağını, hem de hava koridorunu ABD’nin kullanımına açmış, hatta
askerlerini Afganistan ve Irak’a görev yapmak üzere göndermiştir.
Ayrıca ABD 6 Aralık 2005’te önce Romanya ile “Geçit Anlaşması”nı
imzalamış ve bunun gereğince Romanya’nın dört yerinde (Köstence Kara
Murat Havaalanı ve önemli atış poligonları olan Babadağ eğitim
kışlası, Çinku eğitim kışlası ile Smırdan eğitim kışlası) “esnek” ve
“işlevsel” olan yaklaşık 4 bin Amerikan askerini yerleştirilmesi
öngörülmüştür. Anlaşmada ayrıca, ihtiyaca göre Amerikan askerinin
sayısının belli bir seviyeye kadar artırılabileceği belirtilmiştir.
Romanya’dan sonra, ABD 28 Nisan 2006’da Bulgaristan’ın Bezmer ile
Novo Selo askeri üslerine yaklaşık 2.500 Amerikan askerinin
konuşlandırılması kararlaştırılmıştır.
Bulgaristan ve Romanya, Amerikan üsleri sayesinde hem ülkelerindeki,
hem de bölgedeki güvenliğin pekişeceğine inanmaktadırlar. Diğer
yandan, Amerikan üslerinin, bu iki ülkenin ordularının
modernizasyonuna katkı sağlayacağına yönelik bir beklenti
bulunmaktadır. Nitekim hem Bulgaristan, hem de Romanya’nın savunma
ve güvenlik sektörlerinin reform edilmesinde en büyük bağışlar
ABD’den gelmiştir. Bu ülkelerde güvenliğin pekiştiği ölçüde, her iki
ülkenin, hatta bölgenin, dolaysız yabancı yatırımlar açısından daha
cazip hale geleceğine inanılmaktadır. Bununla beraber, hem
Bulgaristan hem de Romanya, ABD ile ilişkilerine geliştirdikleri
düzeyde, Vaşington’dan daha çok ekonomik destek elde
edebileceklerini düşünmektedir. Bir diğer deyişle, bu ülkelerin
ABD’den ekonomik fayda beklentisi de vardır.
Bulgaristan dış politikasında, Karadeniz bölgesinde işbirliğine
gidilmesi hususuna yer vermektedir. Hatta Bulgar yetkililerinin
ülkelerini, ulaşım, iletişim ve enerji koridorları açısından
Avrupa’yı Karadeniz ve Orta Doğu ve Orta Asya’ya bağlayan bir ülke
konumuna getirmeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bulgaristan,
Balkanlar’da istikrarın sağlanmasına, özellikle de Kosova sorunun
çözümüne öncelik tanımaktadır. Bulgaristan’ın milli güvenliği ile
ilgili bir resmi belgede, ülke çıkarlarının korunması için en önemli
etmenin, Balkanlar’da barış ortamının tesis edilmesi olduğu
belirtmektedir.
Rusya’nın Karadeniz politikasını ciddi düzeyde etkisizleştiren ve
daha tepkisel olmaya yönelten ABD’nin 11 Eylül sonrası dönemde
bölgeye yönelik artan ilgisi Moskova tarafından ilk başta olumlu
karşılanmıştır. ABD, Karadeniz bölgesinin dünyanın diğer bölgeleri
gibi uluslararası teröristlere bir mücadele alanı olarak gördüğünü
ifade ettiğinden dolayı, bu tutum Vladimir Putin’nin iktidara
gelmesinden sonra Çeçenistan sorununu ekseninde başlattığı
uluslararası terörizmle mücadele politikası ile çok uyumlu
görünüyordu. Ancak, daha sonraki dönemde Rusya, ABD’nin Karadeniz
bölgesindeki politikalarını uluslararası terörizmle mücadeleyi değil
de, Rusya’yı bölgeden dışlamayı ve ABD yanlısı ülkelerle çevrelemeyi
amaçladığı şeklinde algılamıştır.
1 Ocak 2007 tarihinde Bulgaristan ve Romanya’nın AB üyesi olmakla
birlikte, aynı zamanda Karadeniz’in batı kıyısı AB’nin yeni sınırı
olmuştur. Dolaysıyla, sınırları değiştiği için, AB açısından
Karadeniz bölgesine ilişkin yeni kaygılar ve yeni fırsatlar da
ortaya çıkmıştır. AB’nin Karadeniz’deki bölge ülkeleriyle
ilişkilerini geliştirmesi, NATO’nun bölgede artan etkinliği ile
karşılaştırıldığında Rusya için daha kabul edilebilir bir durum
olarak görülmüştür. Çünkü AB’nin ilişkilerini geliştirmesi bir
taraftan dünyanın en önemli ticaret bölgelerinden birisini Rusya
sınırlarına daha da yakınlaştırırken, diğer taraftan da, bölge
ülkelerinin AB ile entegrasyonuna sürecinde karşılaşabileceği
sorunlar, Moskova’ya yeni olanaklar sunabileceği söylenebilir.
Rusya’nın AB’nin önde gelen ülkelerinden olan Almanya ve Fransa ile
olan ikili ilişkilere bakıldığında görülmektedir ki, bu ilişkiler
Moskova açısından tatmin edici bir düzeydedir. Nitekim bu iki ülke
ABD’nin Karadeniz politikalarını destekleyerek Rusya’yı
dışlamaktansa, Rusya ile kendi çıkarları doğrultusunda ilişkiler
geliştirmeyi tercih etmişlerdir.
Rusya açısında bakıldığında, AB’nin bölgeyle ilgili politikasında en
fazla kaygı yaratan gelişme AB’nin 2003 yılında Avrupa Komşuluk
Politikası’nı (ENP) hayata geçirmesi olmuştur. Bu politikanın hukuki
çerçeve olarak tam üyelik perspektifi içinde ele alınan Bulgaristan,
Romanya ve Türkiye dışındaki diğer Karadeniz ülkelerini de kapsaması
ve AB’nin bölge devletler ile imzaladığı Ortaklık ve İşbirliği
Anlaşmaları çerçevesinde öngörülenden daha derin ve kapsamlı bir
ilişki modeli sunması, Moskova’da endişeyle karşılanmıştır. AB,
Rusya’yı Avrupa Komşuluk Politikası kapsamında kendisi ile
işbirliğine davet etmiştir. Ancak Rusya bu telifi hemen
reddetmiştir. Bunda en büyük etmenin AB’nin ve Rusya’nın “ yakın
çevre” tanımlamalarının farklı olmasıdır. Zira Rusya’nın 1995’te
dönemin Dış İleri Bakanı Kozyrev, Moskova’nın “yakın çevre” doktrini
olarak bilinen bu tanımı; Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerinde
bölgesel istikrarı koruması, bu bölgedeki komşu devletlerin Rusya
ile dostane ilişkiler kurmaya zorlanması ve Rus askerlerinin Bağımız
Devletler Topluluğu topraklarındaki varlığın devam etmesinin
sağlanması şeklinde özetlemiştir. AB ise Avrupa Komşuluk
Politikasıyla bölge ülkeleri ile teknik işbirliğin yanı sıra siyasi
diyalogu da artırmayı amaçlamıştır. Bu nedenle Rusya’nın, bölgede
siyasi etkinliğinin azaltılacağı endişesi vardır.
Bir diğer değişle, Rusya, NATO ve AB’nin Karadeniz’deki
genişlemelerinin kendisine yönelik bir “çevreleme” politikasının
karşılığı olarak gördüğünden, tepkisel bir tavır içine girmektedir.
17-18 Ocak 2008 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in
Bulgaristan’a yapmış olduğu resmi ziyaretinde, Bulgaristan Kültür
Bakanlığını ilan ettiği “Rusya Yılı”nın açılışını Sofya’da Ulusal
Kültür Merkezi’nde yaptı. Burada Putin’in yapmış olduğu
konuşmalarında, Bulgaristan ve Rusya ile arasındaki tarihsel
bağların son derece güçlü olduğunu belirterek,” iki ülke arasındaki
bağların kan bağıyla pekiştirildiğini” söyledi. Ayrıca Putin, Rusya
ile Bulgaristan arasındaki ekonomik ilişkilere büyük önem
verdiklerini, özelikle enerji alanında yapılması planlanan ortak alt
yapı projelerinin bu önemin bir parçası olduğunu bildirdi.
Bulgaristan’ın AB ve NATO üyeliğine de değinen Rusya Devlet Başkanı,
bunun Rusya-Bulgaristan arasındaki ilişkilerin gelişiminde bir engel
oluşturmaması gerektiğini belirtti.
Bulgaristan’ın dış politikasında Rusya ile ilişkilerin karşılıklı
geliştirilmesi önemlidir. Nitekim Putin’in ziyareti sırasında,
Bulgaristan Cumhurbaşkanı’nı Georgi Pırvanov’un yapmış olduğu
açıklamalarda bu yöndedir. Burada Pırvanov: “Bizim için Rusya ya da
Avrupa diye bir ikilem yoktur” diyerek, Bulgaristan’ın AB ve NATO
üyeliği karşılıklı anlayış çerçevesinde Rusya ile ters düşmediğini
belirtmiştir. İleriki dönemlerde bu iki ülke arasındaki ilişkilerin
daha da gelişmesi beklenmektedir.
KAYNAKÇA:
1. Kamalov, İlyas, “Rusya’nın Balkanlar Politikası: Geri Dönüş
Mümkün Mü?”, Stratejik Analiz, Ekim 2006.
2. Tanrısever, Oktay Fırat,”Sovyet Sonrası Dönemde Rusya’nın
Karadeniz Politikası”, Avrasya Dosyası, Cilt 13, Sayı 1, 2007.
3. Türbedar, Erhan,”Karadeniz’de Değişen Dinamikler: Bulgaristan ve
Romanya’nın Rolleri”, Avrasya Dosyası, Cilt 13, Sayı 1,2007.
4. Bulgaristan Dış İşleri Bakanlığı Resmi İnternet Sayfası,
http://www.mfa.government.bg/.
5. www.haberler.com/burgaz-dedeağaç-petrol-boru-hattı-haberi/
|