Dergimiz ile ilgili her konuda mesajlarınızı balkanlardaturkkulturu@yahoo.com adresimize çekinmeden iletebilirsiniz.
Bu dergi sizin öneri ve desteklerinizle yaşamını sürdürecektir.
Bu dergi sizin için var; bu dergi Balkanlar'da Türk Kültürünü yaşatmak için var.

 

RUSYA’NIN BALKANLAR DENKLEMİNDE BULGARİSTAN POLİTİKASI - Nuray Yusuf

 


Tarihsel olarak bakıldığında Balkanlar coğrafyası yüzyıllar boyunca Rusya için önemli bir bölge olduğu görülmektedir. Nitekim tarih boyunca Rusya’nın bölgeyi kontrol altında tutma, “Boğazları geçme”, “Slav kardeşlerini” Osmanlı hâkimiyetinden kurtarma, bölgedeki Atlantik ötesi koalisyonlara karşı koyma çabası, Balkanlar’ın Rusya için arz ettiği büyük önemin bir göstergesidir.

Coğrafi açıdan baktığımızda ise, Karadeniz ve Akdeniz’in bir parçası olan Balkan yarımadası, Rusya’yı Avrupa’ya bağladığı gibi aynı zamanda Rusya’nın en önemli ticaret noktalarına çıkışını sağlamaktadır. Buna göre Rusya’nın Balkanlar’a olan ilgisine hem jeostratejik hem de jeopolitik açıdan bakmamız mümkündür. Balkanlar’ın güney cepheye olan yakınlığı Rusya’yı Güney Avrupa, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine bağlamaktadır. Bir başka yönden bakıldığında Balkanlar Güneydoğu Avrupa’nın merkezi konumu ile doğu yönüne olası bir saldırı durumunda uygun bir stratejik alana sahiptir. Bu nedenle Balkanlar tarihten beri çeşitli ülke ve imparatorluklar için ilgi odağı olduğu gibi Rusya içinde önemli bir stratejik bölgedir. Bu arada Rusya’nın bölgedeki ülkeler ile yüzyıllardır kopmadan devam eden ilişkilerin altında kültürel ve dini yakınlığının öneminin yanı sıra devlet çıkarları da göz önünde tutulmaktadır.

Balkan yarımadası, Rus dış politikasında günümüzde de önemini hala korumaktadır. Bununla birlikte SSCB’nin dağılışını kolay atlatamayan ve siyasi krizin yanı sıra uzun süre ekonomik sorunlarla da boğuşan Rusya,Balkanlar’daki eski etkinliğini yitirmiştir.Rusya’nın bölgedeki ülkelerle (Bulgaristan) ilişkilerine baktığımızda bunu daha iyi anlayabiliriz.


RUSYA-BULGARİSTAN İLİŞKİLERİ

Bulgaristan’ın tarihinde Rusya’nın önemli bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Balkanlar ve Bulgaristan’daki Osmanlı hâkimiyetine ve yüzlerce yıllık Türk varlığına ciddi bir darbe vururken, Bulgaristan’ın bağımsızlık sürecinde Bulgarlar için önemi büyüktür.

Daha sonraki yıllarda SSCB’nin Balkanlar ve Doğu Avrupa’da Sovyet modeli sosyalizmi yayma ve bu bölgelerde hâkimiyet kurma amacı, ülkelerin çok uluslu olması ve her ulusun farklı görüşe sahip olmasıyla zorlaşmaktaydı.
9 Eylül 1944 yılında Bulgaristan’da iktidara Komunist Partisinin gelmesiyle birlikte Bulgaristan, Halk Cumhuriyeti olarak ilan edilmiştir.Bu dönemde Balkanlar’da SSCB’ye verdiği destekleri ve sadık müttefikliği ile en çok yakınlık gösteren ülke Bulgaristan olmuştur.

Fakat Varşova Paktı’nın yıkılmasıyla birlikte Bulgaristan dış politikasının önceliği NATO ve AB üyeliği olmuştur. Bu sebepler Rusya ve Bulgaristan arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesini engellemiştir. Bulgaristan ve SSCB arasındaki ticaret hacmi 1989’da 15 milyar dolar olmakla beraber bu rakam 2005 yılına baktığımızda 3 milyar dolara kadar inmiştir. Hâlbuki iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha iyi gelişmesi için mevcut alt yapı mevcuttur. Nitekim daha önce de belirttiğimiz gibi Balkanlar’da Sovyet ekonomisine en çok entegre olabilmiş ülke Bulgaristan’dı. Ancak 2002 yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin üst ve en üst düzeylerde tekrar aktif haline geldiğini söyleyebiliriz. Zira bu dönemde taraflar arasında yapılan anlaşmalarda Rusya’nın Bulgar askeri teknolojisini ve sanayi müesseselerini yenilemeye yardım edeceğine ve Bulgaristan’ın Rus enerji kaynaklarını almaya başlaması gibi konular ele alınmıştır. Ayrıca ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişmesi konusunda da anlaşmaya varırlarken, SSCB’den Rusya Federasyonu’na geçen Bulgaristan’a olan borç sorunu da çözülmüştür.

1-3 Mart 2003 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’nin Bulgaristan’a yapmış olduğu ziyarette, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Georgi Parvanov ile iki ülke arasındaki dostluk ve işbirliğinin ileriye dönük daha da derinleşmesini konusunu ele alan bir Deklarasyon da imzalanmıştır.

4 Eylül 2006 tarihinde Vladimir Putin’in Yunanistan’a yapmış olduğu ziyaretinde ise Yunanistan Başbakanı Kostas A. Karamanlis ve Bulgaristan Cumhurbaşkanı Georgi Parvanov ile görüşmüştür. Üçlü görüşmenin ana gündemini Burgas-Dedeağaç Boru Hattı teşkil etmiştir. 15 Mart 2007 tarihinde Atina’da taraflar arasında Burgas-Dedeağaç Boru Hattı için anlaşma imzalanmıştır. Buna göre uzunluğu 253 km olacak olan bu boru hattının kapasitesi yılda 50 milyon ton Rus petrolünü Akdeniz’e ulaştıracaktır. Projenin maliyeti 500 milyon Euro olarak açıklanırken, faaliyete 2010 yılında geçmesi bekleniyor. Boru hattının hayata geçirilmesiyle birlikte bir taraftan boğazlardaki trafiği azaltması beklenirken, diğer taraftan Türkiye için sorun yaratabileceği endişesi vardır. Nitekim Rusya ve Hazar devletlerinin Asya ve Avrupa’ya yeni yollar bulmaları halinde, Türkiye’ye kendi ülkesinden geçen boru hatlarını dolduracak petrolü bulmakta zorlanabilir. Öte yandan bu boru hattının Rusya ile Balkan ülkelerine enerji açısından daha da bağlayacaktır. Zira, günümüzde Arnavutluk hariç hepsinin Rusya ile doğal gaz bağlantıları mevcuttur.Rus doğal gazı Balkanlar üzerinden iki rota üzerinden ulaşmaktadır.İlk olarak Rusya’yı Macaristan ile bağlayan boru hattıdır.Buradan Rus gazı eski Yugoslavya ülkelerine ulaşmaktadır.İkinci rota ise, Rusya’dan Ukrayna,Moldova,Romanya ve Bulgaristan’a, oradan ise Türkiye,Makedonya ve Yunanistan’a uzanmaktadır.

Bulgaristan, ayrıca bir Karadeniz ülkesidir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİT) üyesidir.1 Mayıs 1999 yılında Türkiye’de kurulan KEİT, bölgede ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunurken, son yıllarda yumuşak güvenlik konularına da ağırlık vermektedir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki: KEİT uluslararası terörizm ve organize suçlarda mücadele alanı ile enerji, ulaşım, afet yönetimi gibi konularda bir işbirliği ortamı oluşturmuşsa da; barışı koruma operasyonlarına doğrudan katılmadığından, bölgenin güvenliğine katkısı sınırlı kalmaktadır.

Rusya’nın KEİT’e bakışı başlangıçta, Türkiye’nin Karadeniz bölgesindeki etkinliğini artırması kendi bölgesel etkinliğine tehdit olarak algılarken, daha sonraki yıllarda iki ülke arsındaki çatışmalar yerini işbirliğine bırakmıştır.
Öte yandan, Rusya’nın Sovyet sonrası dönemde Karadeniz bölgesinde izlediği dış politika temel olarak Batılı ülke ve kuruluşların bölgeye ilişkin stratejilerini başarısızlığa uğratmayı hedefleyen tepkisel bir politika olarak ortaya çıkmıştır.

Vladimir Putin’nin 2000 yılında Devlet Başkanı olmasından sonra siyasal açıdan daha “gerçekçi” bir dış politikaya yönelmiştir. Ancak Putin’in izlediği bu gerçekçi dış politika çizgisi Rusya’nın Karadeniz bölgesindeki devletleri işbirliği yapabilecek aktörler olarak görmek yerine, duruma ve sorunun gerekliliklerine göre devletler arasında “seçici” bir politika izlenmesini öngörüyordu. Bu “esnek” ve “gerçekçi” yaklaşım, Moskova’nın Karadeniz bölgesinde daha kapsamlı bir strateji geliştirmesini kaçınılmaz kılıyordu. Ancak ihtiyaç duyulan bu kapsamlı strateji Moskova tarafından henüz geliştirebilinmiş değildir.

Bulgaristan 29 Mart 2004 tarihinde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne
( NATO) Romanya ile birlikte üye olmuştur. Bunda 11 Eylül saldırıların ardından “terörizme karşı savaş”ın başlamasıyla birlikte, bu iki ülkenin jeopolitik konumları da etkili olmuştur. Her iki ülke, Afganistan ve Irak operasyonları sırasında hem toprağını, hem de hava koridorunu ABD’nin kullanımına açmış, hatta askerlerini Afganistan ve Irak’a görev yapmak üzere göndermiştir. Ayrıca ABD 6 Aralık 2005’te önce Romanya ile “Geçit Anlaşması”nı imzalamış ve bunun gereğince Romanya’nın dört yerinde (Köstence Kara Murat Havaalanı ve önemli atış poligonları olan Babadağ eğitim kışlası, Çinku eğitim kışlası ile Smırdan eğitim kışlası) “esnek” ve “işlevsel” olan yaklaşık 4 bin Amerikan askerini yerleştirilmesi öngörülmüştür. Anlaşmada ayrıca, ihtiyaca göre Amerikan askerinin sayısının belli bir seviyeye kadar artırılabileceği belirtilmiştir. Romanya’dan sonra, ABD 28 Nisan 2006’da Bulgaristan’ın Bezmer ile Novo Selo askeri üslerine yaklaşık 2.500 Amerikan askerinin konuşlandırılması kararlaştırılmıştır.

Bulgaristan ve Romanya, Amerikan üsleri sayesinde hem ülkelerindeki, hem de bölgedeki güvenliğin pekişeceğine inanmaktadırlar. Diğer yandan, Amerikan üslerinin, bu iki ülkenin ordularının modernizasyonuna katkı sağlayacağına yönelik bir beklenti bulunmaktadır. Nitekim hem Bulgaristan, hem de Romanya’nın savunma ve güvenlik sektörlerinin reform edilmesinde en büyük bağışlar ABD’den gelmiştir. Bu ülkelerde güvenliğin pekiştiği ölçüde, her iki ülkenin, hatta bölgenin, dolaysız yabancı yatırımlar açısından daha cazip hale geleceğine inanılmaktadır. Bununla beraber, hem Bulgaristan hem de Romanya, ABD ile ilişkilerine geliştirdikleri düzeyde, Vaşington’dan daha çok ekonomik destek elde edebileceklerini düşünmektedir. Bir diğer deyişle, bu ülkelerin ABD’den ekonomik fayda beklentisi de vardır.

Bulgaristan dış politikasında, Karadeniz bölgesinde işbirliğine gidilmesi hususuna yer vermektedir. Hatta Bulgar yetkililerinin ülkelerini, ulaşım, iletişim ve enerji koridorları açısından Avrupa’yı Karadeniz ve Orta Doğu ve Orta Asya’ya bağlayan bir ülke konumuna getirmeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bulgaristan, Balkanlar’da istikrarın sağlanmasına, özellikle de Kosova sorunun çözümüne öncelik tanımaktadır. Bulgaristan’ın milli güvenliği ile ilgili bir resmi belgede, ülke çıkarlarının korunması için en önemli etmenin, Balkanlar’da barış ortamının tesis edilmesi olduğu belirtmektedir.

Rusya’nın Karadeniz politikasını ciddi düzeyde etkisizleştiren ve daha tepkisel olmaya yönelten ABD’nin 11 Eylül sonrası dönemde bölgeye yönelik artan ilgisi Moskova tarafından ilk başta olumlu karşılanmıştır. ABD, Karadeniz bölgesinin dünyanın diğer bölgeleri gibi uluslararası teröristlere bir mücadele alanı olarak gördüğünü ifade ettiğinden dolayı, bu tutum Vladimir Putin’nin iktidara gelmesinden sonra Çeçenistan sorununu ekseninde başlattığı uluslararası terörizmle mücadele politikası ile çok uyumlu görünüyordu. Ancak, daha sonraki dönemde Rusya, ABD’nin Karadeniz bölgesindeki politikalarını uluslararası terörizmle mücadeleyi değil de, Rusya’yı bölgeden dışlamayı ve ABD yanlısı ülkelerle çevrelemeyi amaçladığı şeklinde algılamıştır.

1 Ocak 2007 tarihinde Bulgaristan ve Romanya’nın AB üyesi olmakla birlikte, aynı zamanda Karadeniz’in batı kıyısı AB’nin yeni sınırı olmuştur. Dolaysıyla, sınırları değiştiği için, AB açısından Karadeniz bölgesine ilişkin yeni kaygılar ve yeni fırsatlar da ortaya çıkmıştır. AB’nin Karadeniz’deki bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesi, NATO’nun bölgede artan etkinliği ile karşılaştırıldığında Rusya için daha kabul edilebilir bir durum olarak görülmüştür. Çünkü AB’nin ilişkilerini geliştirmesi bir taraftan dünyanın en önemli ticaret bölgelerinden birisini Rusya sınırlarına daha da yakınlaştırırken, diğer taraftan da, bölge ülkelerinin AB ile entegrasyonuna sürecinde karşılaşabileceği sorunlar, Moskova’ya yeni olanaklar sunabileceği söylenebilir.

Rusya’nın AB’nin önde gelen ülkelerinden olan Almanya ve Fransa ile olan ikili ilişkilere bakıldığında görülmektedir ki, bu ilişkiler Moskova açısından tatmin edici bir düzeydedir. Nitekim bu iki ülke ABD’nin Karadeniz politikalarını destekleyerek Rusya’yı dışlamaktansa, Rusya ile kendi çıkarları doğrultusunda ilişkiler geliştirmeyi tercih etmişlerdir.

Rusya açısında bakıldığında, AB’nin bölgeyle ilgili politikasında en fazla kaygı yaratan gelişme AB’nin 2003 yılında Avrupa Komşuluk Politikası’nı (ENP) hayata geçirmesi olmuştur. Bu politikanın hukuki çerçeve olarak tam üyelik perspektifi içinde ele alınan Bulgaristan, Romanya ve Türkiye dışındaki diğer Karadeniz ülkelerini de kapsaması ve AB’nin bölge devletler ile imzaladığı Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları çerçevesinde öngörülenden daha derin ve kapsamlı bir ilişki modeli sunması, Moskova’da endişeyle karşılanmıştır. AB, Rusya’yı Avrupa Komşuluk Politikası kapsamında kendisi ile işbirliğine davet etmiştir. Ancak Rusya bu telifi hemen reddetmiştir. Bunda en büyük etmenin AB’nin ve Rusya’nın “ yakın çevre” tanımlamalarının farklı olmasıdır. Zira Rusya’nın 1995’te dönemin Dış İleri Bakanı Kozyrev, Moskova’nın “yakın çevre” doktrini olarak bilinen bu tanımı; Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerinde bölgesel istikrarı koruması, bu bölgedeki komşu devletlerin Rusya ile dostane ilişkiler kurmaya zorlanması ve Rus askerlerinin Bağımız Devletler Topluluğu topraklarındaki varlığın devam etmesinin sağlanması şeklinde özetlemiştir. AB ise Avrupa Komşuluk Politikasıyla bölge ülkeleri ile teknik işbirliğin yanı sıra siyasi diyalogu da artırmayı amaçlamıştır. Bu nedenle Rusya’nın, bölgede siyasi etkinliğinin azaltılacağı endişesi vardır.

Bir diğer değişle, Rusya, NATO ve AB’nin Karadeniz’deki genişlemelerinin kendisine yönelik bir “çevreleme” politikasının karşılığı olarak gördüğünden, tepkisel bir tavır içine girmektedir.

17-18 Ocak 2008 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Bulgaristan’a yapmış olduğu resmi ziyaretinde, Bulgaristan Kültür Bakanlığını ilan ettiği “Rusya Yılı”nın açılışını Sofya’da Ulusal Kültür Merkezi’nde yaptı. Burada Putin’in yapmış olduğu konuşmalarında, Bulgaristan ve Rusya ile arasındaki tarihsel bağların son derece güçlü olduğunu belirterek,” iki ülke arasındaki bağların kan bağıyla pekiştirildiğini” söyledi. Ayrıca Putin, Rusya ile Bulgaristan arasındaki ekonomik ilişkilere büyük önem verdiklerini, özelikle enerji alanında yapılması planlanan ortak alt yapı projelerinin bu önemin bir parçası olduğunu bildirdi. Bulgaristan’ın AB ve NATO üyeliğine de değinen Rusya Devlet Başkanı, bunun Rusya-Bulgaristan arasındaki ilişkilerin gelişiminde bir engel oluşturmaması gerektiğini belirtti.

Bulgaristan’ın dış politikasında Rusya ile ilişkilerin karşılıklı geliştirilmesi önemlidir. Nitekim Putin’in ziyareti sırasında, Bulgaristan Cumhurbaşkanı’nı Georgi Pırvanov’un yapmış olduğu açıklamalarda bu yöndedir. Burada Pırvanov: “Bizim için Rusya ya da Avrupa diye bir ikilem yoktur” diyerek, Bulgaristan’ın AB ve NATO üyeliği karşılıklı anlayış çerçevesinde Rusya ile ters düşmediğini belirtmiştir. İleriki dönemlerde bu iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesi beklenmektedir.













KAYNAKÇA:

1. Kamalov, İlyas, “Rusya’nın Balkanlar Politikası: Geri Dönüş Mümkün Mü?”, Stratejik Analiz, Ekim 2006.
2. Tanrısever, Oktay Fırat,”Sovyet Sonrası Dönemde Rusya’nın Karadeniz Politikası”, Avrasya Dosyası, Cilt 13, Sayı 1, 2007.
3. Türbedar, Erhan,”Karadeniz’de Değişen Dinamikler: Bulgaristan ve Romanya’nın Rolleri”, Avrasya Dosyası, Cilt 13, Sayı 1,2007.
4. Bulgaristan Dış İşleri Bakanlığı Resmi İnternet Sayfası, http://www.mfa.government.bg/.
5. www.haberler.com/burgaz-dedeağaç-petrol-boru-hattı-haberi/